<$BlogRSDURL$>
TurcoPundit
23 November 2007
  ABD ve PKK İlişkisi Üzerine Notlar
ABD ve PKK İlişkisi Üzerine Notlar
Şanlı Bahadır Koç ajp1914@yahoo.com– Aralık 2007

Gözden geçirilmemiş taslak metin – Lütfen atıfta bulunmayınız

“Dışarıdan” bakan bir gözlemci için, eğer bazı “kanıt kırıntıları” bir kenara bakılırsa, ABD-PKK ilişkisi hakkında kesin iddialarda bulunmak oldukça zor olmalıdır. Öte yandan, ABD’nin geçtiğimiz 4.5 yılda Irak’ta PKK’ya karşı anlamlı hiçbir adım atmayışı ile yaptığı resmi açıklamalar, Türkiye’ye karşı siyasi-hukuki-ahlaki sorumluluğu ve verdiği sözler arasında, dile getirdiği bahanelerle kapanmayacak kadar büyük bir bir uçurum vardır. PKK Washington’un terör listesindedir ancak bu durum ABD’yi Irak’ta örgüte karşı hemen hemen hiçbir uyarı, caydırma, sınırlama ya da cezalandırma eylemine götürmemiştir. Bu durum kaçınılmaz ve anlaşılır bir şekilde ABD’nin örgüte bakışı ve onunla ilişkisi üzerine hayal gücü ve komplo teorilerini harekete geçirmektedir. Gerçekse bile gizli olan bu ilişkiyi takip etmek ve “ölçmek” kolay değildir. Bu yazı, söz konusu iki aktör arasındaki ilişkiyi, ihtimaller, spekülasyonlar, sorular ve çelişkiler üzerinden “el yordamıyla” anlama amaçlı bir denemedir.

ABD-PKK ilişkisine en az üç şekilde yaklaşılabilir: 1) Eldeki sınırlı ve muğlak “kanıt kırıntılarıyla”. 2) Teorik ihtimalleri sıralayarak, 3) çıkarsama yaparak. PKK’nın elindeki Amerikan silahları, bazı PKK’lı itirafçıların kamplara Amerikalı subaylar tarafından silah getirdikleri şeklindeki iddiaları ve PKK’lı oldukları söylenen kişilerle üniformalı Amerikan subaylarının uzaktan gizlice çekilmiş olduğu iddia edilen fotoğrafları kanıt olarak kabul etmek mantıken sakat, teknik açıdan yetersiz ve güvenilirlik açısından sorunludur. Ancak bu durum elbette ilişkinin yokluğunu da kanıtlamaz. PKK’nın elindeki Amerikan silahlarının PKK’nın eline a) karaborsadan, b) Iraklı Kürtler vasıtasıyla ya da 3) direk olarak Amerikalı yetkililer eliyle geçmiş olması ihtimalleri vardır. Bunlardan en vahim ama aynı zamanda en az ihtimal olan sonuncusudur. Ancak ABD’nin bu konuda en azından önemli bir ihmalinin olduğu açıktır. Amerikalıların kamplara silah ve cephane getirdiğini iddia eden PKK itirafçıları ise çok inandırıcı değildir. PKK’nın içinde Türk istihbaratının muhbirleri olabileceğini düşünmesi gereken ABD’nin örgütle ile bir ilişkisi varsa bile bunu “çok sayıda göz önünde” değil “kuytularda” yürütüyor olması gerekir.

ABD’nin K. Irak’taki PKK varlığı konusundaki sorumluluğu aşağıdaki nedenlerden kaynaklanmaktadır: 1) Türkiye’nin Nato müttefiki olmasından, 2) global olarak teröre savaş açtığını iddia etmesi ve bu konuda Türkiye’nin başta Afganistan’da olmak üzere önemli ölçüde desteğini almasından, 3) K. Irak’ta işgalci güç olarak sorumluluk sahibi olmasından, 4) K. Iraklı Kürtler üzerinde sahip olduğu etkiden ve 5) yaklaşık beş yıldır Türkiye’ye bu konuda somut adım atılacağını vaad etmiş olmasından, 6) Türkiye’yi K. Irak’ta PKK’ya karşı askeri müdahaleden vazgeçirmeye yönelik ifadelerinden, 7) Öcalan’ın idam edilmemesi, eve dönüş yasası gibi adımlarda Washington’un telkinlerinin de rol oynamış olmasından.

ABD PKK’ya karşı çok fazla riske girmeden bir çok anlamlı adımı atabilecekken bunu yapmamıştır. Türkiye ise yaklaşık 5 yıldır ikna edici, ayrıntılı ve süreler-müeyyidelerle donanmış önerileri ABD’ye yapamamış ve kendini ciddiye aldıramamıştır. ABD yakın zamana kadar PKK’ya karşı cılız, seyrek, muğlak ve örgütün çok ciddiye almadığı tehditlerle yetinmiştir. PKK militanlarına, Irak’ı derhal terk etmezler, teslim olmazlar veya silahlarını bırakarak belli bir bölgede toplanmazlarsa güç kullanacağı tehdidinde bulunmamıştır. Washington K. Iraklı Kürt gruplara PKK ile ilişkilerini kesmelerini istememiştir. Bırakın örgütü ve kamplarını yok etmeye yönelik büyük bir harekata girişmeyi, sembolik ve sınırlı düzeyde dahi bir askeri harekata girişmemiştir. Militanların K. Irak şehirlerinde bulunanlarını yakalayarak Türkiye’ye teslim edilmemiştir. ABD örgütün hareketini kısıtlamamış, onları Halkın Mücahitleri örneğinde olduğu gibi enterne etmemiştir. ABD Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya karşı zamanı ve coğrafi sınırları çizilmiş bir operasyon yapma izni vermemiş, ciddi anlamda isithbarat paylaşmamış, örgütün lojistik, finansman, propaganda, adam devşirme gibi faaliyetlerini engellemeye çalışmamıştır.

PKK, zaman içinde bazı dalgalanmalar yaşamakla beraber genelde bağımsızlık yanlısı, pan-Kürdist, ve “şiddet bağımlısı” bir örgüt olmuştur. PKK’nın Marksist bir terör örgütü olması, Stalinist liderlik anlayışı, Suriye-İran ve Orta Doğu’daki radikal gruplarla ilişkisi, Türkiye’ye yönelik saldırıları, ABD’nin PKK’ya 90’lı yıllara kadar mesafeli olmasının nedenleri arasındadır. ABD, PKK ile mücadele konusunda Türkiye’ye Avrupa’ya kıyasla genelde daha yardımcı ve müsamahakar olmuştur. Soğuk Savaşın bitiminden ve Körfez Savaşı’ndan sonra PKK ABD’ye daha az tehlikeli ve hatta bazı açılardan daha cazip görünmüş olabilir. Bu dönemde, belki de bu yüzden Kongre’nin PKK’ya karşı Amerikan silahları kullanılmasına sınırlama getirme girişimleri Yönetim tarafından yeterince direnç görmemiştir.

PKK terör vasıtasıyla Türkiye’nin iç istikrarını ve siyasi iklimini, ekonomisini, komşularıyla ilişkisini etkileyebilmektedir. PKK’nın bu kapasitesinin önemli aktörlerin dikkatinden kaçmadığından emin olabilir ve onların “iştahını kabartıp kabartmağından” şüphelenebiliriz. Diğer bir çok ülke gibi ABD de, PKK ile diyalog kurmanın, onu takip etmenin ve hatta belki de onu desteklemenin Türkiye’ye karşı kullanacak bazı enstrümanlar verip vermeyeceği sorusunu kendisine sormuş olsa gerektir. ABD, PKK’nın varlığını ve gücünü belli ölçülerde ve belli şartlarda korumasını tercih etmesine rağmen örgütle direk bir ilişki içinde olmaktan kaçınıyor da olabilir. ABD direk ilişkisi olmasa bile PKK hakkında aşağıdaki türden yargılara sahip olabilir:

- PKK ABD hedeflerine hiç saldırmadı ama özellikle Avrupa’da buna yeteneği var.

- PKK’nın Türkiye’de son dönemde azaldığı söylenmekle beraber önemli sayılabilecek bir tabanı vardır.

- PKK’ya göz yummanın ABD’ye somut olarak henüz önemli bir maliyeti olmadı.

- PKK Türkiye’deki Kürt sorunu konusunda Ankara’yı normalde atmayacağı bazı adımları atmaya zorlamanın aracı olabilir.

- Ankara PKK ile mücadelede ABD ve İsrail’in sağlayabileceği silah, istihbarat, eğitim, işbirliği ve diplomatik desteğe muhtaç kalabilir ve bunlar karşılığında Türkiye’yi dış politikasında normalde belki atmayacağı bazı adımlara ikna etmek mümkün olabilir.

- PKK’nın yaptığı/yapabileceği bazı eylemlerle Türkiye’nin iç siyasetinin ritmi üzerinde etki yaratma kapasitesi vardır.

- Günümüzde PKK terör tekniklerinden kısmen gerilla tekniklerine geçiş yapmaktadır.

- PKK’nın Marksizmi, Amerikan aleyhtarlığı ve anti-emperyalizmi giderek bir kozmetik bir unsur ve “aksesuar” haline gelmiştir.

ABD, Türkiye ve hatta Orta Doğu’daki Kürt sorununun kendi istediği şekilde evrilmesi için PKK’nın varlığını ve gücünü koruması gerektiğini düşünüyor olabilir mi? Kendini “ilerici” bir örgüt olarak gören PKK’nın değişik ülkelerdeki Kürtler açısından belli bir pan-Kürdist bir çekiciliği ve önemi olduğu söylenebilir.

ABD’nin devlet politikası değilse bile bu politikayı etkileyen ve oluşturan bazı kesimlerin, hem bir Kürt devleti oluşmasının şartlarını oluşturma ve hem de başta Türkiye olmak üzere bölge ülke ülkeleri ile ilişkileri stratejik düzeyde korumanın mümkün ve arzulanır bir şey olduğunu inandıkları düşünülebilir. PKK K. Irak’ta kurulacak Kürt devletinin Türkiye’ye kabul ettirilmesinin bir aracı olarak kullanılmak isteniyor olabilir. PKK terörü, K. Irak’ta kurulabilecek bir Kürt devletini Türkiye’nin 1) fiiliyatta kabullenmesi, 2) resmi olarak tanıması, 3) onunla işbirliği yapması, 4) onu koruma altına alması, 5) onunla federasyon kurması amacına hizmet edebilir. K. Irak’ta bir süre sonra “saygınlık kalkanı” kazanmış bir Kürt devleti kurulursa PKK değişik isim ve şekillerde Kürtlerin bölgedeki “vurucu gücü rolünü oynayabilir. PKK terörünün önce tırmanması sonra azalmasını takiben Türkiye’ye şiddetin tekrar artmamasının karşılığında Ankara’nın K. Irak’taki Kürt devletini kabullenmesi telkin edilebilir. Ama bu noktada ABD’nin dikkat etmesi gereken bir denge vardır: PKK Türkiye’nin K. Irak’taki kurguyu bozmasının nedeni ve mazereti de olabilir.

Washington ve Ankara’nın Türkiye’deki “Kürt sorunu”na bakışları arasında stratejik, askeri ve insani düzeyde farklılıklar olduğu söylenebilir: Kendi federal bir ülke olan ABD “Türkiye’nin ille de üniter bir ülke olmaya devam etmesinde ısrarlı değildir.” Washington Ankara’nın Kürt konusunda siyasi ve sosyal açılımlarda bulunmasından ziyadesiyle mutlu olacaktır. ABD, PKK’yı Türkiye’deki Kürtlere bazı kültürel haklar, ayrıcalıklar ve otonomi verilmesini sağlamanın tek yolu olarak görüyor olabilir. Ama ABD bunları niye istesin? Washington’un bu ara çözümleri Türkiye’nin çözülmesini ve sonunda Büyük Kürdistan’ın kurulmasını sağlayacağı için arzuladığını düşünenler çoktur. Ama ABD Türkiye’deki Kürt sorununa “teknik” ve insani bir konu olarak bakarken de optimal çözümün bu olduğu sonucuna varmış olabilir. Ancak ABD’nin telkinlerine belli bir ihtiyatla yaklaşmak için bu önerilerin kötü niyetli olduklarını düşünmek de şart değildir. ABD ve AB’nin bu konuya yaklaşımları iyi niyetli olduğu halde de Türkiye’ye büyük zararlar verebilir.

ABD’nin PKK’ya sızmış olması sürpriz olmaz. Bir ihtimal, birden fazla PKK vardır ve ABD bunlardan bir kısmı ile diyalog ve işbirliği içindedir. ABD’nin PKK içinde ‘gözdeleri’ ve kendini çok yakın hissetmediği unsurlar olabilir. Türkiye’ye teslim edilmesi gündeme gelebilecek PKK’lılar bu ikinci gruptan “seçilebilir”. Bu mantığı devam ettirirsek, Öcalan’ın Türkiye teslim edilmesinin nedeninin de bu olup olmadığı sorulabilir. ABD’nin Öcalan’ı Türkiye’ye vermesinin kendisine bedeli, bu sayede Türkiye’yi borçlu hissettirerek kazandıkları ile kıyaslanamayacak kadar düşüktür.

Şimdilik bu ilişkinin olası şekliyle ilgili aşağıdaki “dereceleri” sıralamakla yetinelim: Kesin düşmanlık, sıfır diyalog, karşılıklı kayıtsızlık, “uzaktan bakışarak anlaşmak”, aracılar üzerinden dolaylı diyalog, direk kontak, düzenli diyalog, ABD’nin PKK’ya sızmış olması, çıkar benzerliği, akıl verme, teknik Amerikan yardımı, taktik ortaklık, “taşeronluk”, stratejik düzeyde amaç ve eylem birliği. Bu arada dikkate alınması gereken bir başka ciddi ihtimal de, bu ilişkinin zaman içinde, belki inişli çıkışlı bir grafik şeklinde ve kurumdan kuruma değişmesidir. Mümkündür ki, ABD Dışişleri Bakanlığı PKK’yı terörist ilan eder ve Türkiye’yi bu konuda diplomatik olarak desteklerken, Amerikan istihbaratı ve belki de Pentagon PKK ile diyalog ve hatta belki de ona destek içinde olmuş olabilir. ABD Dışişleri diğer Amerikan kurumlarının ne yaptığını bilmiyor olabileceği gibi, belki daha ilginç ve aslında çok daha muhtemel olan, hepsinin birbirinden haberli ve hatta “koordineli” şekilde hareket ediyor olmasıdır.

Arada bir ilişki varsa da bu iki taraf için de açıkça kabul edilmesi gerekli veya çekici olan bir şey değildir. Ancak, PKK Amerikan rüzgarını arkasına aldığının, ABD ise, PKK’yı kontrol edebileceğinin düşünülmesinin kendilerine bazı avantajlar sağlayabileceğini düşünüyor olabilirler. Son dönemde bu iki aktörün eylemlerinin büyük ölçüde birbirlerinin politikaları ve çıkarlarıyla uyumlu olduğu söylenebilir. ABD PKK ile resmi olarak terörist ve “düşman” ilan ettiği benzer durumdaki aktörlerle olan ilişkisine kıyasla oldukça “olaysız” bir ilişki içindedir. PKK liderleri ve kadrolarının ABD’nin Irak’taki askeri varlığı nedeniyle –belki işgalden hemen önce ve hemen sonrasındaki dönem hariç[1]- ciddi bir endişe duyduklarını düşünmek zordur. Böyle bir korku varsa bile, “PKK’nın vücut dili” böyle bir işaret vermemektedir.

PKK liderliği K. Irak’ta barınmalarına ABD’nin göz yummasını dolaylı bir işaret olarak görmüş ve bu durumun devamı için ABD politikaları ile uyumlu bir pozisyon almakta gecikmemiştir. Bölge Kürtlerinin önemli bir kısmı gibi PKK da, ABD’nin bölgedeki varlığının kendilerine yeni imkanlar açtığı ve “fırsat penceresinin” sonuna kadar kullanılması gerektiği sonucuna varmıştır. “Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı isitihbarat birimlerinin PKK hareketini takip eden uzmanları tarafından” kaleme alınan bir metne göre “Öcalan, örgüt üst düzey elemanlarının ABD’nin bölgedeki yetkilileriyle dolaylı da olsa temaslar sağlamasının akabinde yeni bir durum tespiti ve değerlendirmelerde bulunmuştur. Yapılan değerlendirmeye göre ‘ABD bölgeye gerici statükoları parçalamak ve demokrasi güçlerinin önünü açmak için gelmiştir. Dolayısıyla, örgüt ABD’nin bölgedeki politikalarının bir unsuru hale gelebilmek maksadıyla kendini yeniden şekillendirmelidir. ABD’nin karşı olduğu örgütlenme anlayış ve modelleri terk edilmelidir.’”[2]

ABD’nin PKK’ya karşı somut adımlar atmamasının gerekçesi olarak saydığı şeyler bugün olduğu gibi dile getirildikleri günlerde de inandırıcı değildi. Bu hareketsizliğin, ihmal, acz, Irak’ta yeterince askere sahip olmama, Kürtler ve Türkiye arasındaki “stratejik açmaz ve tıkanıklık”, Türkiye’yi 1 Mart nedeniyle cezalandırma güdüsü, kurumlar arası anlaşmazlık ve/veya koordinasyonsuzluk, adım atmamanın bir bedeli olmadığını görmenin verdiği rahatlık, İran’a karşı kullanılmak istenen Pejak’ı küstürmeme isteği, K. Iraklı Kürt grupları rahatsız etmekten kaçınma, PKK saldırılarına hedef olmak istememe gibi nedenleri olabilir.

ASAM uzmanı Arif Keskin’in İran’daki çevre etnik gruplar hareketlendiği zaman merkezdeki Farsların molla rejiminden memnun olmasalar bile onun etrafında kenetlenme ihtiyacı hissettikleri şeklindeki teorisi önemlidir. PKK-Pejak İran’a karşı stratejik değil taktik bir karttır. PKK-Pejak’ın İran konusunda ABD’ye getirisi, Ankara’nın ABD’nin Irak ve ötesindeki politika ve çıkarlarına yaptığı yardım ve katkılara[3] kıyasla muhtemelen oldukça mütevazidir. Ancak ABD PKK konusundaki hareketsizliği nedeniyle somut olarak önemli bir bedel ödemediği için örgütün İran konusundaki sağladığı ve sağlayabileceği avantajlar Washington’a cazip gelmiş olabilir. Eğer bu yorum doğruysa Türkiye sadece PKK’ya karşı değil ABD karşı da gerektiğinden fazla sabır göstermiş demektir.

Türkiye, PKK’nın İran’a yönelmesi halinde[4] nasıl tepki verecektir/vermelidir? PKK’nın İran’a kayacağı iddialarını belli bir rezervle karşılamak gerekir. PKK üyeleri aslında “sivilleşerek” K. Irak kentlerine yerleşecek olabilirler. Ayrıca PKK üyeleri gerçekten de İran’a karşı yönelseler bile bu durum bizim onların nihai hedefinin Türkiye olduğunu unutmamıza neden olmamalıdır.

ABD’nin PKK’ya karşı hareketsizliği ile ilgili kabaca üç ihtimal olduğu söylenebilir. Bunları en vahimden başlayarak sıralamak gerekirse:

a) ABD Türkiye’yi PKK’yı da kullanarak bölmek istiyor.

b) ABD Türkiye’yi bölme konusunda bir karara varmış değil ve belki böyle bir niyeti de yok ama Ankara tarafından bu yola tevessül edebileceğinin düşünülmesini amaçlıyor. Türkiye’yi “diken üstünde tutmak”, kendi yardımı ve “iyi niyetine” muhtaç halde tutmak, bir parça cezalandırmak, korkutmak ve 1 Mart gibi bir şeyin bir daha tekrarlanmamasını sağlayacak bir ders vermek istiyor.

c) ABD, bir ihmal-beceriksizlik-vizyonsuzluk-koordinasyonsuzluk yumağı içinde ve ne yaptığını bilmiyor. PKK’ya karşı adım atmayı erteleme yönünde dile getirdiği, aslında yetersiz olan, bahane ve açıklamalara kendi de inanıyor. Bunları gözden geçirmesini gerektirecek kadar büyük bir bedel ödemek üzere olduğunu düşünmediği için de konu hakkında siyasi- bürokratik bir hareketsizlik (inertia) içindedir.

ABD’nin PKK ile ilgili “planları” varsa da, ya da sadece ihmal, beceriksizlik, kurumlar arasında kopukluk gibi nedenlerle hareketsiz kalıyorsa da, Washington’u “yola getirmek” için yapılması gereken şeyler değişmeyecektir. Bu nedenle Türkiye’nin “sonsuz bir niyet okuma seansı”ndan çıkıp, ABD’ye rağmen ve ona karşı adım atabileceğini kanıtlaması ama ondan kopmak da istemediğini göstermesi gerekiyor. Aksi takdirde ABD, ya Türkiye’nin kolayca ikna edilebilir bir ülke olduğunu, ya da tamamen kaybedildiğini düşünerek, bilerek veya bilmeyerek uyguladığı Türkiye’nin çıkarları aleyhindeki politikalarına devam edecektir. Eğer Türkiye, 1) PKK konusunda Washington, Bağdat ve K. Irak Kürtlere şikayet ve muğlak talepler yerine ayrıntılı ve makul bir iş bölümü sunabilse, 2) bu aktörlere atılması istenen adımlar için mühlet verse, 3) verilen sözler tutulmazsa ABD dahil bu aktörlerin çıkarlarına karşı adımlar atılabileceğine dair inandırıcılık gösterebilse ve 4) ABD’ye rağmen ve onun prestijine ve hassasiyetlerine çok önem vermeden operasyonlar yapma gücü ve iradesine sahip olduğunu kanıtlayabilmiş olsa idi muhtemelen şıu anda PKK ile mücadelede daha üstün bir konumda olurdu.

PKK’nın ABD’ye saldırmaya cesaret edemeyeceği, K. Iraklı Kürtlerin ABD’ye olan ihtiyaçlarının yaşamsal olması nedeniyle ona hayır diyemeyecekleri, Pejak’ın ABD için İran’a karşı stratejik değil ancak taktik bir araç olduğu, ABD’nin çok asker kullanmadan da PKK’ya karşı yapılabileceği şeyler olduğu yeterince açıktır. Ayrıca, Washington’da İran’a saldırmak için bahane arayan güçlü kesimler varken Tahran’ın da Ankara’yı takiben Irak’a müdahale etme ihtimali olduğu inandırıcı değildir. Türkiye’nin ateş altındayken siyasi bazı açılımlara girmesinin zor ve sakıncalı olduğu ve bu yola girilse bile sonuç almanın zaman alacağı düşünülebilir.

“PKK (ya da ABD ya da Iraklı Kürtler vs) bizi K. Irak’a çekmeye mi çalışıyor?” sorusu meşrudur ama cevabı meçhuldür ve bu soru Türkiye’yi bir hareketsizliğe mahkum ederek felç etmemelidir. PKK’nın bir amacı olmayabilir, olsa bile ille de kendi açısından umduğu sonuçları elde etmesi gerekmez. Türkiye K. Irak bataklığına saplanmamalıdır. Ama bu cümle bizi sonsuz bir kararsızlık, zayıflık ve hareketsizliğe mahkum ederek felç de etmemelidir. Bataklığa saplanmadan da askeri güç kullanılabilir. PKK, Türkiye'nin ABD'ye rağmen müdahale edemeyeceğini ve "kendi aczi içinde kıvranacağını"düşünerek de son eylemelere girişmiş olabilir: "Kürtler, Türkler, işte bakın ben vuruyorum ama Türkiye'nin bana karşılık verecek gücü, cesareti, iradesi, dayanıklılığı yok. Bunu görün ve bu mücadeleyi kimin kazanacağını tahmin etmeye çalışın".

Eğer Başbakan’ın ABD gezisinden önce dramatik ve arkası gelebilecek izlenimi veren bir operasyon yapılsaydı bu görüşmelerde elimiz daha güçlü olurdu. Geçen sürede konunun sıcaklığı azaldı. Bizim için çok yetersiz olmakla beraber K. Iraklı Kürtler attıkları bazı kozmetik adımlarla (Türk askerlerin salıverilmesi, bazı PKK bürolarının kapatılması, kontrol noktalarının arttırılacağı sözleri) uzlaşma yanlısı bir görünüm elde ettiler. ABD Türkiye’yi yuvarlak sözler, muğlak taahhütler, uyarılar ve yarı tehditkar ifadelerle bekletebileceği intabaını edinmeye başladı. Yaklaşan kış nedeni ile Türkiye’nin operasyon yapma becerisi kısmen azaldı. Saldırıdan hemen sonra bir oldu-bitti ile yapılacak ve dünyanın anlamak zorunda kalacağı bir operasyon ise artık artan uyarı ve çağrılarla “dünyaya karşı yapılmış” görüntüsü verecek hale geldi.

Normalde bir meziyet ve hatta fazilet olan sabır ve kendini tutma Türkiye için giderek bir zaaf haline gelmektedir. Dramatik adımlar atmamak için sürekli nedenler bulan, buna gücü ve cesareti olduğı konusunda şüpheler yaratan, uyarı-tehdit ve “küçük şekerlerle” hemen ikna olan bir ülke görüntüsü verilmesi halinde üçüncü tarafların övgü cümleleri ve “sırt sıvazlamaları” ile karşılaşsak da, aynı kesimlerin içlerinden farklı şeyler söylediklerinden emin olabiliriz. Dışarıdan bakıldığında Türkiye çok kolay mutlu olan ve bir iki küçük jestle bir çok şey yaptırılabilecek bir ülke olarak görünüyor olabilir.

PKK ile ilgili mücadelede ideal işbölümünde, operasyonu Türkiye’nin, finansman, lojistik, propaganda, üye devşirme faaliyetlerinin kesilmesi gibi PKK’nın hayatını zorlaştırıcı adımları ise ABD, Bağdat ve K. Iraklı grupların atması gerekir. Diğer seçenekler gerçekçi olmayan, eksik ve güvenilmezdir. ABD’nin PKK konusundaki sorumluluğu Türkiye’ye sadece istihbarat işbirliği vaat etmekle ortadan kalkamaz. Kaldı ki, Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyaretinden sonra sağlanacağı söylenen bu istihbaratın boyutu, zamanlaması ve kalitesi de belli değildir. Ankara’nın K. Irak’ta PKK’ya karşı girişebileceği operasyonları ABD’den gelecek bu istihbaratın gösterdiği hedeflerle sınırlaması ve bunun dışındaki operasyonları ABD’nin veto etmesi kabul edilmemelidir. Ancak öte yandan Türkiye’nin PKK’ya karşı K. Irak’ta atacağı adımları ABD ile koordine etmesinin önemli ve faydalı olabileceği de açıktır. Bu koordinasyonun Türkiye’nin hareket serbestliğine bir miktar azaltması da beklenebilir. Türkiye’nin, K. Irak’taki PKK hedeflerine karşı, ABD’nin bilgisi, onayı ve desteğiyle, coğrafi derinliği, kullanılan şiddetin derecesi ve süresi itibariyle belki sınırlı ama “kozmetik” olmayan, bir defa ile sınırlanamayacak ve sivil halka zarar vermemek için son derece dikkat gösterilen bir askeri harekatta bulunmaya çalışması gerekir. PKK’ya müdahalenin aşağıdaki stratejik neden ve amaçları şunlar olabilir: Terörü kaynağında bulmak, örgütün beyni ile askerleri arasındaki hattı kesmek, olabildiğince çok teröristi öldürmek, silahlı mücadeleye hazır olduğunu kanıtlamak, PKK üyesi olmanın riskli bir şey olduğunu kanıtlamak, PKK’ya destek vermenin ya da göz yummanın da bir bedeli olduğunu göstermek.

ABD’nin elinde PKK hakkında bizim sahip olmadığımız önemli istihbaratın olduğundan emin olabiliriz. Washington bunu niye Türkiye ile paylaşmıyor olabilir? Aslında şöyle de sorulabilir: Niye paylaşsın? Kimse kimseye gerekmedikçe bir şey vermez. ABD bu istihbaratı parça parça ve kesinlikle gerekli olduğuna ve karşılığında bir şey almanın mümkün olduğuna hükmettiği zaman verebilir. Türkiye’nin yaklaşık 25 yıldır mücadele ettiği PKK’ya karşı ABD’nin sağlayacağından bağımsız olarak K. Irak’ta anlamlı askeri müdahalede bulunabilecek istihbaratı yok ise durum oldukça ciddi demektir. Bu durumu anlatmak için “skandal” kelimesini kullanmak abartı olmayabilir. Bu yazının konusu olmamakla beraber Türkiye’nin istihbarat konusunda ciddi ve kollektif bir özeleştiri ve reform sürecine ihtiyaç duyduğu söylenebilir[5].

PKK ve Kürt sorunu Türkiye’nin enerjisini tüketen ve dış politikasında dezavantajlı hale getiren bir yük ve “yara”dır. PKK Türkiye’deki Kürt sorununu belki yaratan değil ama canlı tutan bir örgüttür. PKK olmasa idi Ankara Türkiye’nin Kürt vatandaşlarına yönelik attığı bazı adımları , muhtemelen atmayacaktı. Öte yandan, PKK Kürt sorununun bundan sonra barışçı bir şekilde çözülmesinin önünde ciddi bir engeldir. PKK ateşinin altında iken “açılımlarda bulunmak” hem Türkiye’deki Kürtler hem de üçüncü taraflarca şiddete boyun eğmek şeklinde görülebilecektir.



[1] Ruşen Çakır, Türkiye’nin Kürt Sorunu. İstanbul: Metis yayınları, 2004. s. 204.

[2] Aktaran Ruşen Çakır, s. 204.

[3] Daniel Fata, Turkish Support for U.S. Policy by Daniel Fata”, ABD Temsiciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi (Dinleme Seansı), 15 Mart 2007.

[4] Former leader of Kurd rebels reveals retreat into Iran” , Independent, 5 Kasım 2007.

[5] Sönmez Köksal, “Türkiye'nin istihbarat yeteneği sorgulanmalı” Milliyet, 22 Kasım 2007.

 
Comments: Post a comment
U.S. foreign policy, Middle East, Turkey and Beyond

ABD dış politikası, Orta Doğu, Türkiye ve Ötesi

Şanlı Bahadır Koç,


If you want to receive it early in the morning subscribe to FPR
TurcoPundit Home
Pre-March 2004Archive

ARCHIVES
March 2004 / April 2004 / May 2004 / June 2004 / July 2004 / August 2004 / September 2004 / October 2004 / November 2004 / December 2004 / February 2005 / May 2005 / June 2005 / October 2005 / November 2005 / December 2005 / January 2006 / February 2006 / March 2006 / April 2006 / May 2006 / June 2006 / July 2006 / August 2006 / September 2006 / October 2006 / November 2006 / December 2006 / January 2007 / March 2007 / April 2007 / May 2007 / June 2007 / July 2007 / August 2007 / September 2007 / October 2007 / November 2007 / December 2007 / January 2008 / February 2008 / March 2008 / April 2008 / May 2008 / June 2008 / July 2008 / August 2008 / September 2008 / October 2008 / November 2008 / December 2008 / January 2009 / February 2009 / March 2009 / April 2009 / May 2009 /

What they have said about Foreign Press Review
"FPR'ın iki "kötü" özelliği var: 1. Alışkanlık yaratıyor, onsuz yapamaz hale geliyorsunuz; 2. Değeri alındığı değil, arada bir de olsa, alınamadığı vakit anlaşılıyor. Bir de sürekli bir kaygıya yol açıyor; 'Ya bir gün kesilir ve onu hiç alamazsam' duygusuyla sürekli yaşamak kolay değil."

Cengiz Çandar


"... fantastic .... an outstanding and unique service, not just for those who follow Turkey closely, but those who follow international trends and ideas. ... selection of material is some of the best anywhere ... coverage of the Turkish press and Turkish issues is truly unsurpassed .... outstanding and intelligent service"

Graham Fuller


"... extremely useful"

Andrew Mango


"FPR olmadan ne yapardım ya da bugüne kadar ne yapmışım bilemiyorum"

Soli Özel


"Güne başlamak için FPR’den daha iyi bir yol düşünemiyorum"

Hasan Ünal


Makaleler


Ankara ve Güneydeki Riskler 29 Aralık 2011
İslamcı Dalga Üzerine 5 Aralık 2011
Ankara’ya Suriye ile İlgili Bazı Tahlil, Tahmin, Uyarı ve Öneriler 2 Kasım 2011
İran ile İlgili Son Amerikan İddiaları ve Türkiye 16 Ekim 2011
Ankara Suriye’de “Rejim Değişikliği” Politikasına Geçerken 28 Eylül 2011
Türk Dış Politika Gündemine Dair 7 Kısa Not 6 Eylül 2011
“Zafer İlan Et ve Kaç:” ABD ve Afganistan’dan “Sorumluca” Çekilmenin Mantığı 23 Haziran 2011
Orta Doğu'da Durum Raporu 25 Mayıs 2011
Bin Ladin’in Öldürülmesi Üzerine Notlar 25 Mayıs 2011
Bin Ladin’in Öldürülmesi Üzerine 15 Kısa Not 3 Mayıs 2011
ABD ve Karadeniz Nisan 2011

Türkiye Beşar’a Ne Demeli? Suriye'de “52 Cuma” Reformsuz Geçmez 20 Nisan 2011
Amerika-Sonrası Dünyanın Provası Olarak Libya Krizi ve Türkiye 22 Mart 2011
“Demokratikleştiremediklerimizden misiniz?”: Orta Doğu’daki Değişim Dalgasının Neden, Şekil ve Olası Sonuçları 10 Şubat 2011
Analiz Üzerine Notlar 14 Ocak 2011
Wikileaks Üzerine Notlar ve Yorumlar 23 Aralık 2010
Enerji ve Güvenliği Üzerine Notlar 29 Kasım 2010
Amerikan Travması ve Kongre Seçimleri 23 Kasım 2010
Füze Savunması Üzerine 20 Soru ve 5 Seçenek 20 Ekim 2010
Obama Ekibinde Yaprak Dökümü - Beyaz Saray’dan Kaçış mı? 12 Ekim 2010
"Kürt Devleti" Üzerine Notlar ve Çeşitlemeler 23 Eylül 2010
Mullen’ın Ankara Ziyareti 7 Eylül 2010
ABD’nin Afganistan’daki Seçenekleri 24 Ağustos 2010
Financial Times Haberinin Türk-Amerikan İlişkileri Üzerine Düşündürttükleri 18 Ağustos 2010
İsrail-ABD-İran-Türkiye Dörtgeni 26 Temmuz 2010
Bay Netanyahu Washington’a Gitti: Böyle mi Olacaktı, Obama? 16 Temmuz 2010
Stratejik Dehlizlerde Derinlik Sarhoşluğu: Bir AKP Dış Politikası Eleştirisi Temmuz 2010
Rus Casusluk Olayı: "John Le Carre mi, Austin Powers mı?" 5 Temmuz 2010
“Mahalleye Hoş Geldin”:Türkiye’nin Orta Doğu’da İlk Günü 02 Haziran 2010
Nükleer Takas: “Savaşı Bitiren Anlaşma” mı, “Acem Oyunu” mu? 20 Mayıs 2010
ABD Irak’tan Çekilirken Riskler ve Hesaplar 1 Mayıs 2010
ABD-İsrail İlişkilerinde “Normalleşme” Sancıları 22 Nisan 2010
Obama’nın Nükleer Cazibe Taarruzu: Bardağın Üçte Biri Dolu 9 Nisan 2010
ABD-İsrail İlişkilerinde “Tektonik Kayma” mı? 5 Nisan 2010
Irak Seçimleri: Sonun Başlangıcı, Başlangıcın Sonu 19 Mart 2010
Ermeni Karar Tasarısı Üzerine Notlar, Yorumlar ve Öneriler 8 Mart 2010
Ermeni Karar Tasarısı Üzerine Notlar, Yorumlar ve Öneriler 8 Mart 2010 (word)
Bütçe Açığı ve Amerikan Gerilemesinin Ekonomi Politiği 19 Şubat 2010
Cemaat-skeptic 6 Ocak 2010
AKP bir seçim daha kazanırsa burası FC olur 4 Ocak 2010
ABD bu işin neresinde? 29 Aralık 2009
Türkiye-Ermenistan Protokolü Üzerine Düşünceler 3 Eylül 2009
"Obama’nın Savaşı":AfPak Üzerine Notlar 20 Nisan 2009
Obama’nın Ardından 17 Nisan 2009
Obama’nın Türkiye Gezisi ve Türk-Amerikan İlişkileri 19 Mart 2009
ABD ve Orta Doğu Barış Süreci Mart 2009
Obama’nın “Kırkı Çıkarken” Mart 2009

ABD-PKK “İlişkisi” Üzerine Notlar Şubat 2009
Mahşerin Üç Atlısı: Ross, Holbrooke ve Mitchell 5 Şubat 2009
SOFA ABD için Irak’ta “Sonun Başlangıcı” mı? Ocak 2009
Obama Döneminde ABD ve Asya 15 Ocak 2009
Obama’nın Güvenlik Kabinesi Üzerine Notlar 4 Aralık 2008
Yeni ABD Başkanı Obama ve Türk-Amerikan İlişkileri 6 Kasım 2008
ABD Başkanlık Seçimlerinin Türk-Amerikan İlişkilerine Muhtemel Etkileri 30 Ekim 2008
ABD Başkanlık Seçimleri Ekim 2008
Obama’nın Biden’ı Tercihinin Bir Tahlili 26 Ağustos 2008
Amerikan Sağı Üzerine Notlar Ağustos 2008
Gürcistan Krizi, ABD ve Türkiye 11 Ağustos 2008
Obama'nın Dış Gezisi 29 Temmuz 2008
Başkan Bush’un Avrupa Gezisi ve Transatlantik İlişkileri 18 Haziran 2008
ABD Seçimleri (ppt) - 10 Haziran 2008
"Sessiz Tsunami": Global Gıda Krizi (ppt) - 29 Nisan 2008
Amiral Fallon'un İstifası 13 Mart 2008
ABD ve PKK İlişkisi Üzerine Notlar 22 Kasım 2007
“İçeride Liberal, Dışarıda Şahin”: K. Irak’a Harekat Üzerine Notlar 25 Ekimy 2007
K.Irak'a Ekonomik Müeyyideler Üzerine Sorular 25 Ekimy 2007
Irak "Hamle"sinin Muhasebesi Eylül 2007
Türk-Amerikan İlişkileri - Yeni Dönemin Gündemi Eylül 2007
ABD, K. Irak ve Türkiye Üzerine Notlar ve Sorular Haziran 2007
ABD ve Orta Doğu: "Müflis mirasyedi" mi "stratejik deha" mı? Mayıs 2007
Recommendations for Strengthening U.S.-Turkish Relations February 26, 2007
ABD'nin Irak'taki Seçenekleri Ocak 2007
'Topal Ördek'le İki Yıl Daha: 2006 Kongre Seçimleri Aralık 2006
U.S.: Empire, Gulliver or the “First Among Unequals” (ppt) - ASAM 2023 Conference - October 2006
Türk-Amerikan İlişkilerinde “İkinci Bahar” mı, “Sonun Başlangıcı” mı? Stratejik Analiz - Haziran 2006 -
Irak’ta Direnişin ve İşgalin Gölgesinde Demokrasi Deneyi Avrasya Dosyası - İslam ve Demokrasi Özel Sayısı
Gurur ve Önyargı: ABD İran Gerginliği ve Türkiye Stratejik Analiz Nisan 2006 - (pdf)
Arzın Merkezine Seyahat: ABD Ulusal Güvenlik Konseyi - Journey to the Center of the World: U.S. National Security Council Avrasya Dosyası 2005
Dört Tarz-ı Siyaset: Türk-Amerikan İlişkileri ve Başbakan Erdoğan’ın Washington Ziyareti Temmuz 2005
11 Eylül’den Sonra Türk-Amerikan İlişkileri: Eski Dostlar mı Eskimeyen Dostlar mı? Avrasya Dosyası - 2005
“Dört Yıl Daha”: Yeni Bush Yönetimi ve Dünya Aralık 2004
2004’ten 2005’e Türk-Amerikan İlişkileri Aralık 2004
Türkiye, Iraklı Kürtler ve Statükonun Meşruiyeti Nisan 2004 - eksik
Askerî Alanda Devrim: Askerî Bir Senfoni Ocak 2004
Çirkin Amerikalı’ ile ‘Güven Bunalımı’: ‘Süleymaniye Krizi ve Türk-Amerikan İlişkileri Temmuz 2003 - ( pdf )
The Middle East: A Land of Opportunity and Peril for Turkey - May 2003
Türk-Amerikan İlişkileri Üzerine Notlar: Ataerkil Yapıdan Tüccar Mantığına mı? Mayıs 2003
Türkiye, ABD ve Irak Harekâtı: Hayır Diyebilen Türkiye? - Şubat 2003
Değişim, ‘Sense of Proportion’ ve Tarihin Yararları ile Sınırları Üzerine Nisan 2003
ABD Güvenlik Politikalarında Güç Kullanımı ve Caydırıcılık Ağustos 2002
“Yalnız Kovboy” ya da “Eşit Olmayanlar Arasında Birinci”: ABD Dış Politikasında Tektaraflılık-Çoktaraflılık Tartışmaları Mart 2002
İyi, Kötü ve Çirkin: ABD'nin Orta Doğu Politikaları Ocak 2002
Unilateralism corrupts, absolute unilateralism corrupts absolutely Turkish News, May 21, 2002
ABD ve Afganistan: Çıkış Var mı? Kasım 2001
Realism and Change
Crime and Punishment - Deterrence and its Failure in Theory and Practice 2001
“Tüketebileceğimizden Daha Fazla Değişim” ya da Eskimeyen Dünya Düzeni Ekim 2001
“ABD-AB İlişkilerinde Metal Yorgunluğu” Haziran 2001
It never rains circa. 1991.
.



Powered by Blogger